Benim Hayal Defterim

Rezeneli elmalı salata

DSC_6188

    Bu salatayı her yediğimde 25 yaşındaki Elvan’la dalga geçiyorum.  Dünyanın en meşhur mutfağına sahip ülkede bir buçuk ay  pizza ve makarna olmasa  açlıktan ve hasretten  ölecek  3 gençtik. Akşam yemeklerinde şans vardı ancak, öğle yemekleri kurs gördüğümüz fabrikanın yemekhanesinde bahtımıza ne çıkarsa… her öğlen önce umutlu bir bekleyiş, sonra yıkılmış hayallerimizi bol ekmeğin içine katık yapıp yediğimiz yemekler… Tarçınlı domuz kanı sosisi en unutulmaz kâbusumuzdu. Salatanın tek ümidimiz olduğu bu öğle yemeklerinde, hardal soslu elmalı yeşil salata isyan ettirirdi bizi “elmanın salatanın içinde ne işi var?” Aradan 3-4 yıl geçti, bu defa farklı bir ülke, çalıştığımız hastanenin yemek hanesinde  öğle yemeklerinde  yediği salatasının üzerine törensel hareketlerle  bal döken zenci adama oturduğumuz yerden söylenip durduk karı koca ” ne zevksiz adamlar bunlar, balla salata yenir mi?”

İnsan eleştirdiği şeyle sınanmadıkça ölmüyormuş. :))

Resimde gördüğünüz salata, ballı hardal soslu elmalı yeşil salata. Bu aralar en favori salatam :)))

Siz siz olun benim gibi, bizim gibi ön yargılı olmayın. Marul ya da kıvırcık salatanın üzerine biraz kalınca jülyen doğranmış Granny Smith yeşil elma ve rezene doğrayın (rezenenin anasonlu tadı salataya çok yakışıyor) Üzerine bir çay kaşığı bal, bir tatlı kaşığı hardal, limon suyu ve dört yemek kaşığı sızma zeytin yağını iyice çırpıp dökün. Bir deneyin…..

kış çorbası

DSC_6052

Eren’in iyileşme çorbası :((

Ateşli, ağrılı  zor iki gün geçirdik. Bol sebzeli yeşil çorba işe yaradımı bilmiyorum ama beni rahatlattı :)) Yıllardır aynı temel üzerine değişik sebzelerle yaptığım kış çorbasını çok seviyor çocuklar. Hatta daha küçük yaşlarda kupaya doldurur verirdim ellerine TV izlerken içerlerdi. 

Bu defa küçük farklarla daha da lezzetli oldu Eren’in iyileşme çorbası. Büyükçe bir soğanı gelişi güzel doğrayıp tepeleme dolu 1 kaşık tereyağı ile kavurdum. 1 komposto kâsesi kadar brokoli, aynı miktarda karnıbahar, 2 orta boy iri doğranmış patates ve bir adet dilimlenmiş havucu  kavrulmuş soğanların üzerine koydum. 3 kap su ilave edip, tuzunu karabiberini ayarlayıp kısık ateşte 1 saate yakın pişirdim. Çorbayı blender’dan geçirdim. Tekrar tencereye aldıktan sonra yaklaşık 1 kap tavuk suyu ekledim. İçine 9-10 yaprak kereviz yaprağı doğradım. Bir taşım daha kaynatıp kapattım altını.

Çorba fazla kıvamlı gelebilir bu durumda su ekleyebiliriz.

DSC_6053

Eren ateşler içinde yanarken, ön ergenlik rüzgarıyla şişirip durduğu yelkenleri suya iniverdi. Yeniden küçük , savunmasız bir anne kuzusu oldu.  İlişkimizi resetledik :)))

Eataly

 

Eataly, dünyanın en büyük İtalyan yiyecekleri ve şarapları satan market alanı. Oscar Farinetti, ilkini Turin İtalya’da açtıktan iki yıl sonra Mario Batali, jose Bastianich ve Lidia Matticchio ile birlikte New York Fifth Avenue’de  yaklaşık 5000 metrekarelik bir alanda ikincisini hayata geçirmiş.

DSC_5372

Eataly, kocaman bir market; sebzeden markarnaya, balıktan sosise, peynirden tereyağına, pastadan şaraba her türlü İtalyan tarzı yiyecek satan bir market.

DSC_5375

Eataly, bir okul; makarnanın nasıl yapıldığını, ekmeğin nasıl mayalandırıldığını, istiridyelerin nasıl hazırlandığını görüp öğreneceğiniz bir okul.

DSC_5400

Eataly, İl Pesce’de deniz ürünleri, La Pizza & La Pasta’da pizza ve makarna çeşitleri yiyebileceğiniz, La Piazza’da arkadaşlarınızla ayak üstü sohpet ederken a la minute atıştırmalar yapabileceğiniz, le Verdura’da mevsimsel sebzeler tadabileceğiniz, Birreria’da yıldızların altında keyifli ve uzun bir yemek yiyebileceğiniz, Rosticceria’da et düşkünlüğünüzü tatmin edeceğiniz, I Panini’de meşhur İtalyan paninilerin tadına bakabileceğiniz, Pranzo’da ara taıştırmaları yapabileceğiniz dev bir restorant

DSC_5398

Biz gitmeden önce, özel bir tadım günü haberi geldi  bizde o güne denk getirdik Eataly maceramızı.  Ben kendimi kaybedip, bulduğum bir sepete çeşit çeşit soslar, makarnalar doldurmaya başlamıştım ki Defne ” anne kendine gel bunları nasıl götüreceğiz?” diyerek beni kendime getirdi.

DSC_5396

Uzun uzun izledim makarna kapatışlarını, kesmelerini. Bir iki kitap alayım dedim, sonradan ondanda vazgeçtim. Amazon sağolsun taşıdığıma deymezdi.

DSC_5392

 Panettone ve  Pandora’nın bu kadar çeşidini ilk kez gördüm. Tamamen açık bir alan olduğundan, hem çok farklı, hem de çok sıcak bir ortamdı Eataly. Kokular müthişti.

DSC_5390

“Food unites us all” Eataly’nin manifestosu.  “Good food brings all of us together, and helps us find a common point of view. We believe that one of the greatest source of joy is what happens around a dinner table.”  Annem gibi düşünen bir Eataly :))

DSC_5389

“Our Passion has become our job” bu da manifestolarından birisi. Bizim tutkularımız da bizim işimiz olacak mı?

DSC_5388

Benim New York’taki en keyifli molam Eataly’de gezindiğim, seyrettiğim ve yediğim saatlerdi.

DSC_5386

Mario Battali’yi görme ümidiyle her kalabalık topluluğun arasına daldım ama olmadı :((

DSC_5384

Reçeller içinde pektin olduğundan bizim reçellere göre daha az tatlı. Makarna sosları, ekmek üstüne sürülen ezmeler harikaydı. Mario Batali’nin votkalı domatesli makarna sosu  inanılmaz lezzetliydi.

DSC_5383

İstiridye barın önünden hiç bakmadan hızla geçtim. Üzerine limon sıkıp, çiğ yedikleri bu şey bana hiç çekici gelmiyor 🙁

DSC_5382

Herşeyden tadabilmek isterdim ama kokular insanı doyuruyor galiba. Lazanya verdura çok nefisti içinde yeşil fasülye, bezelye gibi yeşil sebzeler vardı. İtalyanların odun ateşinde pişen klasik rustik pizzaları hemen hemen her yerde aynı.

 

3 gün, günde 10 km’ye yakın yol yürüyüp, yorgunluktan ölmüşken, koca bir bardak şarap beni yerle bir etti :)) Çocuklar, kimi zaman yorgun ama çoğunlukla hiperaktif ve mutluydular.

DSC_5379

Alamadığım soslar:(((

this is to be my symphony

“To live content with small means, to seek elegance rather than luxury, and refinement rather than fashion, to be worthy, not respectable, and wealthy, not rich, to study hard, think quietly, talk gently, act frankly, to listen to stars and birds, to babes and sages, with open heart, to bear all cheerfully, do all bravely, await occasions, hurry never, in a word to let the spiritual, unbidden and unconscious, grow up through the common, this is to be my symphony.”

  —  William Ellery Channing

EREN’İN YILBAŞI KURABİYELERİ

eren

Yeni yıl kurabiyeleri….. Defne 15 yaşında olduğuna göre 15 yıldır hiç ara vermeden sürdürdüğüm yeni yıl geleneğim. Gece herkes uyuduktan sonra süsleyip, sabah henüz kimse uyanmadan kalkıp paketlediğim yeni yıl kurabiyelerimiz. Çocuklarımın, yeni yıl neşesi… 

err

Kırmızı sepetin içinde arkadaşlarına dağıttıkları tarçınlı, zencefilli mutluluk paketleri. Benim hayatımın en mutluluk verici ritüellerinden birisi;  bu kurabiyeleri yapmak için geçirdiğim iki yorucu gün… İlk kez bu yıl bir geleneği bozdum üzerine not yazmadım :((

er

Defne, 4-5 yıldır okulda kurabiye dağıtma işinin çocukca olduğunu düşünür oldu :(( Eren’se halâ  heyecanla bekliyor kurabiyelerin hazırlanmasını. Sabah sepeti koluna takıp, gururla düşüyor okul yoluna. Bu sabah elinde sepeti mutfaktan çıkarken ” annecim seninle gurur duyuyorum” dedi. Bütün yorgunluğum avcuma düşmüş bir kartanesi gibi eridi gitti :))

YILBAŞI KEKİ

DSC_5972

Efi’min şahane görüntülü yılbaşı keki…… Tadı için bir şey söyleyemiyorum zira tadına ancak yılbaşında bakabilecekmişiz :((  İçinde neler var? Klasik bir Christmas kek sanırım; kuru meyvelerin bir gece önceden rom la ıslatıldığı, bademli fındıklı, portakal kabuğu rendeli…. İçinde ne var tatmadan bilemem ama dışına bakınca: “Yok kesmeyelim, kıymayalım bu güzel görüntüye!” diyesi geliyor insanın.

DSC_5975

Ellerine sağlık kardeşim :))

BİZİM EVDE YILBAŞI

DSC_5949

Defne küçücüktü bu çamı aldığımızda. Her yıl, birlikte süslediğimiz çamın önünde, elinde kurabiye sepeti ve kırmızılı giysileriyle poz verirdi.

DSC_5950

Çamı süslerken, mutluluktan bir kanat bulsa uçacak gibi olurdu. Noel babaya yazdığı mektubu zarfa koyar, götürüp postanaden atayım diye bana teslim eder, sonra günlerce mektupta yazdığı dileklerin gerçekleşmesi için küçücük ellerini kalbinin üstüne koyar dua ederdi.

DSC_5954

5 yaşındaydı, Noel Babadan pembe bir sindirella kıyafeti istedi. Tabii bu zor isteği yerine getirmek bana düştü :)) Çaktırmadan ölçüsünü aldım, modelini çizdim, terziye diktirdim. Bir de günlerce iş yerimde başına minik pembe güllerden bir taç hazırladım. Elbiseyi, kocaman bir kutuya, parşumen kağıtları arasına yerleştirip, harika bir paket yaptım. Gece uyandırdım: “Kalk Defne, çamın altında senin adına gelmiş bir paket var”

DSC_5958

Paketi açıp içinden elbiseyi çıkarttığı anı,  mutlulukla titreyişini hiç unutamam. Sonra aradan yıllar geçti Defne büyüdü, Noel Baba’nın bir çocukluk hayali olduğuna ama  inanır görünmeye devam etmenin akıllıca olacağına karar verdi. İşte o zaman büyü bozuldu:)))

DSC_5959

Tüm bu masalı, Eren için yeniden başa döndürdüm. Eren’in masalı, İlk okul birinci sınıf öğretmeni “Noel baba diye bir şey yok, annen yalan söylüyor”diyene kadar sürdü. Ben’de ona “Noel Baba, ona inananlar için var” dedim. Tom Hanks’in Polar Express filmi sayesinde sevgili öğretmenimize rağmen, Eren’in masalı biraz daha sürdü. Çamımızın en güzel süsleri çanlar o filmden sonra daha da anlamlı oldu bizim için.

DSC_5967

Noel baba geçen hafta Eren’e görüntülü bir mail gönderdi.  Akşam yatakta açıp seyrettik.  Noel baba, Camlarından  karlar içinde  kutup manzarası görünen evinde , sıcacık şöminenin yanındaki koltuğuna oturdu, “Eren bakalım bu yıl iyi bir çocuk oldun mu?” diyerek  kucağındaki kalın kitabın Eren sayfasını açtı. Anne oğul birbirimize sarılıp bu videoyu seyrederken düşündüm; çocukluk, hatıralarımda yaşayan tatlı bir masal, tasasız, günahsız altı üstü hayal, sağı solu masal bir dünya….  Ne yapsam Affan dedeye para saysam satar mı çocukluğumu bana geri?

DSC_5969

Dolabımda bir kutu, Noel babaya yazılmış ama   postalanmamış bir sürü mektupla dolu. Küçük elbiseler, minik pabuçlar, tırnaklar, ilk kesilen saçlar hepsi duruyor ama hayaller, işte onlar, Noel babaya yazılan mektuplarda saklı. Benim en değerli hazinem onlar .

Arna, nerelere ne güzel anılara gittim sayende :))

renkler…

Nerede eğlenceli, güzel bir mutfak malzemesi görsem hemen dalıyorum. Renkli döküm tencereler, cıvıl cıvıl slikon kaşıklar, bardak tabak….. Başka hiçbir şey beni bu kadar mutlu etmiyor. Ben, “masamdaki gülleri, boynumdaki pırlantalara tercih ederim” tür  kadınlardanım galiba :)))

Eğlenceli detaylar,  mutfakta geçirilen zamanı daha da keyifli hale getiriyor.


 Bu şirin kalpleri, Efi Finlandiya’dan getirmişti. Kalplerin kenarındaki karanfilleri gördünüz mü? Yaratıcılık bu işte :))

YENİ YIL NEŞESİ

   Dergilerin sayfaları, dükkânların vitrinleri, evlerin pencereleri ışıldamaya başladı. Mutluluk bu…… Ne geleneği olursa olsun, neyi temsil ediyor olursa olsun; bir çam ağacını, bir evin kapısını, pencerelerini süslemek çocukları mutlu ediyorsa  hatta ben bununla mutlu oluyorsam ne için olduğunun ne önemi var.

Bir hafta önceden sözleştim çocuklarla, bu akşam çamımızı çıkarıyoruz…

Bahçedeki çamı renkli ışıklarla süsleyeceğiz…

Bu 2-3 hafta yılın en sevdiğim zamanı….

Kurabiye süslemeleri, hediye paketleri, bol bol kırmızı, çokça ışıltı..

Eren kırmızı burunlu Rudolf’un şarkısını söyler durur…

Evde tarçın, zencefil, portakal kokusu…

Nasıl mutlu olurlar çamın yanıp sönen ışıklarını gördükçe..

Eren 2 ya da 3 yaşındaydı birlikte çamımızı süsledik. O yıl çok özenmiştim, yurt dışından satın aldığım incecik cam süsleri astım çamın dallarına.

Süsleme işi bittiğinde, uzaktan mutlulukla baktık. Erenim o kadar sevindi ki, çama doğru koştu. Ben  “dur” dememe kalmadan çamı küçücük kollarıyla kucaklamaya çalıştı.

Çam devrildi, cam süslerin çoğu kırıldı.  Eren çok üzüldü. Ben hiç üzülmedim.  Kısa bir an için de olsa oğlum o kadar mutlu oldu ki …..

Resimler: Country Living, House Beautiful

BUNGEE JUMPİNG

  Kış geldi, yine elimi eteğimi çektim hayattan.  Bu yıl ilkokul 4. sınıfı okuyorum. Arada bir lise 2’ye de gittiğim de oluyor. Önümüzdeki Pazartesi lise 2. sınıf ingilizce sınavım var :))  Kitapçılar yine mabedim: okuyamaya fırsat bulamadığım ama durmadan aldığım romanlar, yardımcı ders kitapları…..  Rüyalarım bile benim değil; kâh kafa tutuyorum 4. sınıf ingilizce öğretmenine niye 99 ‘u 100 yapıvermedin diye, kâh yeni flörtüne takılıp beni yalnız bırakan arkadaşıma söyleniyorum: ” “yalnızlık uğruna her şeyi terkettiğin bir aşkın sonu” Lise bölümünün boş koridorlarında geziniyorum tek başıma. Bu benim olmayan rüyaların tek güzel tarafı fonda hep bir müzik olması. Gençliğin rüyası bile müzikal gibi :)) İşin garibi şarkılarım bile benim değil. Son günlerde dilimden düşmeyen,  rüyalarımın şarkısı “lucky” Defne’den aşırma.  Utanmasam bir Jason Mraz posteri asacak yer arıyacağım odamın duvarlarında.

   Bir küçüğüm bir büyüğüm, bir yerdeyim, bir gökteyim, bir aşığım, bir yastayım,bir ergenim, bir yeni yetmeyim….

   Hayat iki farklı dünyanın peşine taktı beni, koşturuyor. Bazen “sağlıklı hayattan bıktım” deyip, bir çikolata şeker için ağlayan oğlumu haklı bulup, bir markette alıyorum soluğu, bazen kuralları delmeye bayılan genç kızımı mazur göstermek için okula koşuyorum. İsyanlar, çılgınlıklar, aşklar, masallar, satırlar arasında geçiyor ömrüm.   Kaç kişilik bir hayat yaşıyorum? Ben bu hayatın ne kadarında varım? Şu anneliğin bir yeterlilik sınavı var mı?  Daha çok mu çalışmam lazım yoksa bu kadarı yeter mi?   Hiç bitmeyen bir Bungee Jumping  atlayışı gibi hayatım;  önce müthiş keyifli bir süzülüş sonra  ipin bittiği yerde hızlı ve ani bir silkeleniş.

   “Yoruldum artık”  diye isyan ettiğim anlarda, sanki gizli bir el susturuyor beni. Birisi kulağıma fısıldıyor “bu gün şikayet ettiğin ne varsa bir gün özleyeceksin”

Sitede yayınlanan fotoğraf, metin ve tariflerin tüm hakkı elvanbasustaoglu.com'a aittir. İzin almaksızın kopyalanamaz ve kullanılamaz.