Benim Hayal Defterim

this is to be my symphony

“To live content with small means, to seek elegance rather than luxury, and refinement rather than fashion, to be worthy, not respectable, and wealthy, not rich, to study hard, think quietly, talk gently, act frankly, to listen to stars and birds, to babes and sages, with open heart, to bear all cheerfully, do all bravely, await occasions, hurry never, in a word to let the spiritual, unbidden and unconscious, grow up through the common, this is to be my symphony.”

  —  William Ellery Channing

EREN’İN YILBAŞI KURABİYELERİ

eren

Yeni yıl kurabiyeleri….. Defne 15 yaşında olduğuna göre 15 yıldır hiç ara vermeden sürdürdüğüm yeni yıl geleneğim. Gece herkes uyuduktan sonra süsleyip, sabah henüz kimse uyanmadan kalkıp paketlediğim yeni yıl kurabiyelerimiz. Çocuklarımın, yeni yıl neşesi… 

err

Kırmızı sepetin içinde arkadaşlarına dağıttıkları tarçınlı, zencefilli mutluluk paketleri. Benim hayatımın en mutluluk verici ritüellerinden birisi;  bu kurabiyeleri yapmak için geçirdiğim iki yorucu gün… İlk kez bu yıl bir geleneği bozdum üzerine not yazmadım :((

er

Defne, 4-5 yıldır okulda kurabiye dağıtma işinin çocukca olduğunu düşünür oldu :(( Eren’se halâ  heyecanla bekliyor kurabiyelerin hazırlanmasını. Sabah sepeti koluna takıp, gururla düşüyor okul yoluna. Bu sabah elinde sepeti mutfaktan çıkarken ” annecim seninle gurur duyuyorum” dedi. Bütün yorgunluğum avcuma düşmüş bir kartanesi gibi eridi gitti :))

YILBAŞI KEKİ

DSC_5972

Efi’min şahane görüntülü yılbaşı keki…… Tadı için bir şey söyleyemiyorum zira tadına ancak yılbaşında bakabilecekmişiz :((  İçinde neler var? Klasik bir Christmas kek sanırım; kuru meyvelerin bir gece önceden rom la ıslatıldığı, bademli fındıklı, portakal kabuğu rendeli…. İçinde ne var tatmadan bilemem ama dışına bakınca: “Yok kesmeyelim, kıymayalım bu güzel görüntüye!” diyesi geliyor insanın.

DSC_5975

Ellerine sağlık kardeşim :))

BİZİM EVDE YILBAŞI

DSC_5949

Defne küçücüktü bu çamı aldığımızda. Her yıl, birlikte süslediğimiz çamın önünde, elinde kurabiye sepeti ve kırmızılı giysileriyle poz verirdi.

DSC_5950

Çamı süslerken, mutluluktan bir kanat bulsa uçacak gibi olurdu. Noel babaya yazdığı mektubu zarfa koyar, götürüp postanaden atayım diye bana teslim eder, sonra günlerce mektupta yazdığı dileklerin gerçekleşmesi için küçücük ellerini kalbinin üstüne koyar dua ederdi.

DSC_5954

5 yaşındaydı, Noel Babadan pembe bir sindirella kıyafeti istedi. Tabii bu zor isteği yerine getirmek bana düştü :)) Çaktırmadan ölçüsünü aldım, modelini çizdim, terziye diktirdim. Bir de günlerce iş yerimde başına minik pembe güllerden bir taç hazırladım. Elbiseyi, kocaman bir kutuya, parşumen kağıtları arasına yerleştirip, harika bir paket yaptım. Gece uyandırdım: “Kalk Defne, çamın altında senin adına gelmiş bir paket var”

DSC_5958

Paketi açıp içinden elbiseyi çıkarttığı anı,  mutlulukla titreyişini hiç unutamam. Sonra aradan yıllar geçti Defne büyüdü, Noel Baba’nın bir çocukluk hayali olduğuna ama  inanır görünmeye devam etmenin akıllıca olacağına karar verdi. İşte o zaman büyü bozuldu:)))

DSC_5959

Tüm bu masalı, Eren için yeniden başa döndürdüm. Eren’in masalı, İlk okul birinci sınıf öğretmeni “Noel baba diye bir şey yok, annen yalan söylüyor”diyene kadar sürdü. Ben’de ona “Noel Baba, ona inananlar için var” dedim. Tom Hanks’in Polar Express filmi sayesinde sevgili öğretmenimize rağmen, Eren’in masalı biraz daha sürdü. Çamımızın en güzel süsleri çanlar o filmden sonra daha da anlamlı oldu bizim için.

DSC_5967

Noel baba geçen hafta Eren’e görüntülü bir mail gönderdi.  Akşam yatakta açıp seyrettik.  Noel baba, Camlarından  karlar içinde  kutup manzarası görünen evinde , sıcacık şöminenin yanındaki koltuğuna oturdu, “Eren bakalım bu yıl iyi bir çocuk oldun mu?” diyerek  kucağındaki kalın kitabın Eren sayfasını açtı. Anne oğul birbirimize sarılıp bu videoyu seyrederken düşündüm; çocukluk, hatıralarımda yaşayan tatlı bir masal, tasasız, günahsız altı üstü hayal, sağı solu masal bir dünya….  Ne yapsam Affan dedeye para saysam satar mı çocukluğumu bana geri?

DSC_5969

Dolabımda bir kutu, Noel babaya yazılmış ama   postalanmamış bir sürü mektupla dolu. Küçük elbiseler, minik pabuçlar, tırnaklar, ilk kesilen saçlar hepsi duruyor ama hayaller, işte onlar, Noel babaya yazılan mektuplarda saklı. Benim en değerli hazinem onlar .

Arna, nerelere ne güzel anılara gittim sayende :))

renkler…

Nerede eğlenceli, güzel bir mutfak malzemesi görsem hemen dalıyorum. Renkli döküm tencereler, cıvıl cıvıl slikon kaşıklar, bardak tabak….. Başka hiçbir şey beni bu kadar mutlu etmiyor. Ben, “masamdaki gülleri, boynumdaki pırlantalara tercih ederim” tür  kadınlardanım galiba :)))

Eğlenceli detaylar,  mutfakta geçirilen zamanı daha da keyifli hale getiriyor.


 Bu şirin kalpleri, Efi Finlandiya’dan getirmişti. Kalplerin kenarındaki karanfilleri gördünüz mü? Yaratıcılık bu işte :))

YENİ YIL NEŞESİ

   Dergilerin sayfaları, dükkânların vitrinleri, evlerin pencereleri ışıldamaya başladı. Mutluluk bu…… Ne geleneği olursa olsun, neyi temsil ediyor olursa olsun; bir çam ağacını, bir evin kapısını, pencerelerini süslemek çocukları mutlu ediyorsa  hatta ben bununla mutlu oluyorsam ne için olduğunun ne önemi var.

Bir hafta önceden sözleştim çocuklarla, bu akşam çamımızı çıkarıyoruz…

Bahçedeki çamı renkli ışıklarla süsleyeceğiz…

Bu 2-3 hafta yılın en sevdiğim zamanı….

Kurabiye süslemeleri, hediye paketleri, bol bol kırmızı, çokça ışıltı..

Eren kırmızı burunlu Rudolf’un şarkısını söyler durur…

Evde tarçın, zencefil, portakal kokusu…

Nasıl mutlu olurlar çamın yanıp sönen ışıklarını gördükçe..

Eren 2 ya da 3 yaşındaydı birlikte çamımızı süsledik. O yıl çok özenmiştim, yurt dışından satın aldığım incecik cam süsleri astım çamın dallarına.

Süsleme işi bittiğinde, uzaktan mutlulukla baktık. Erenim o kadar sevindi ki, çama doğru koştu. Ben  “dur” dememe kalmadan çamı küçücük kollarıyla kucaklamaya çalıştı.

Çam devrildi, cam süslerin çoğu kırıldı.  Eren çok üzüldü. Ben hiç üzülmedim.  Kısa bir an için de olsa oğlum o kadar mutlu oldu ki …..

Resimler: Country Living, House Beautiful

BUNGEE JUMPİNG

  Kış geldi, yine elimi eteğimi çektim hayattan.  Bu yıl ilkokul 4. sınıfı okuyorum. Arada bir lise 2’ye de gittiğim de oluyor. Önümüzdeki Pazartesi lise 2. sınıf ingilizce sınavım var :))  Kitapçılar yine mabedim: okuyamaya fırsat bulamadığım ama durmadan aldığım romanlar, yardımcı ders kitapları…..  Rüyalarım bile benim değil; kâh kafa tutuyorum 4. sınıf ingilizce öğretmenine niye 99 ‘u 100 yapıvermedin diye, kâh yeni flörtüne takılıp beni yalnız bırakan arkadaşıma söyleniyorum: ” “yalnızlık uğruna her şeyi terkettiğin bir aşkın sonu” Lise bölümünün boş koridorlarında geziniyorum tek başıma. Bu benim olmayan rüyaların tek güzel tarafı fonda hep bir müzik olması. Gençliğin rüyası bile müzikal gibi :)) İşin garibi şarkılarım bile benim değil. Son günlerde dilimden düşmeyen,  rüyalarımın şarkısı “lucky” Defne’den aşırma.  Utanmasam bir Jason Mraz posteri asacak yer arıyacağım odamın duvarlarında.

   Bir küçüğüm bir büyüğüm, bir yerdeyim, bir gökteyim, bir aşığım, bir yastayım,bir ergenim, bir yeni yetmeyim….

   Hayat iki farklı dünyanın peşine taktı beni, koşturuyor. Bazen “sağlıklı hayattan bıktım” deyip, bir çikolata şeker için ağlayan oğlumu haklı bulup, bir markette alıyorum soluğu, bazen kuralları delmeye bayılan genç kızımı mazur göstermek için okula koşuyorum. İsyanlar, çılgınlıklar, aşklar, masallar, satırlar arasında geçiyor ömrüm.   Kaç kişilik bir hayat yaşıyorum? Ben bu hayatın ne kadarında varım? Şu anneliğin bir yeterlilik sınavı var mı?  Daha çok mu çalışmam lazım yoksa bu kadarı yeter mi?   Hiç bitmeyen bir Bungee Jumping  atlayışı gibi hayatım;  önce müthiş keyifli bir süzülüş sonra  ipin bittiği yerde hızlı ve ani bir silkeleniş.

   “Yoruldum artık”  diye isyan ettiğim anlarda, sanki gizli bir el susturuyor beni. Birisi kulağıma fısıldıyor “bu gün şikayet ettiğin ne varsa bir gün özleyeceksin”

Carolina Herrera

a2356911121314161718192021

Carolina Herrera ve Oscar de la Renta; zarif şıklığın tanımı……

Bozaaaaaa

  Çocukluğum, kış geceleri, bekçi düdüğü  ve bozacı…

   Annem,  nefis boza yapardı.  Her şeyde olduğu gibi bozada da göz kararı denen şaşmaz tartısını kullanmaya alışık annemden, önce bozanın nasıl yapıldığını öğrendim, sonra 2-3 denemeyle miktarları ayarladım.  Meğer ne kolaymış boza yapmak, meğer marketten aldığımız bozaların içinde bile ne katkı maddeleri varmış. Ev yapımı bozanın en fazla 3 gün dayandığını görünce anlıyor insan bozanın bile mutasyona uğradığını :))

Malzemeler:

1 çay bardağı pilavlık bulgur (kulplu, ince belli çay bardağı)

4 kap su

33 gr ekmek (yaklaşık 2 baget dilimi)

1/4 çay kaşığı kuru maya

1/2 kap şeker

Sonradan ilave etmek üzere:

1/2 kap şeker

2 kap su

   Bulguru, 4 kap su ile en az 1 saat kısık ateşte kaynattım. (Geceden ıslatılırsa daha kısa olabilir bu süre) Bulgur çok iyi pişmezse tel süzgeçten geçtiğinde bile granüllü oluyor boza. Altını kapattıktan sonra ekmeği içine atıp kapağı kapattım. 15-20 dakika sonra parçalayıcı tencerenin içine daldırıp bulgur ve ekmek boza kıvamına gelene kadar çektim.  Tel süzgeçten geçirdim. Biraz daha ılındığında, şeker ve mayayı ilave edip bir balon çırpıcıyla iyice karıştırdım. 10-12 saat oda ısısında bıraktım. Sabah işe gitmeden önce, 1 kap ektra şeker ve 2 kap suyu ekledim karıştırdım. Buzdolabına kaldırdım. Akşam eve döndüğümde katkısız, nefis bir boza bizi bekliyordu.

   Sonradan eklediğim şeker ve su miktarını kendi damak tadınıza göre ayarlayın. 3/4 kap şeker ve hatta 1 1/2 kap su yeterli olabilir.

   Bu ölçülerle yapılan bozadan 6-7  bardak çıkıyor.

  Bozanın faydaları saymakla bitmez. Yapımı da bu kadar kolay olduğuna göre çocuklara sevdirmenin bir yolunu mutlaka bulmak gerek.

COWBOY KURABİYELER

   Amerika’nın ünlü kadın dergisi Family Circle,1992’den beri her dört yılda bir yapılan Amerikan Başkanlık Seçimi öncesinde, Cumhuriyetçi ve Demokrat başkan adaylarının eşleri arasında; yani potansiyel first leydiler arasında, kurabiye yarışması düzenliyor. İki first Leydi adayından birer kurabiye tarifi alıp yayınlıyor ve okuyucuların oylamasıyla birinci seçiliyor. Bu kurabiye yarışması öyle ilginç bir hal almış ki, son dört seçimde yarışmanın birincisi first leydi olmuş. Durum böyle olunca kurabiye yarışması sonucu, merakla beklenen bir seçim ön habercisi haline gelmiş.

   Laura Bush, 2000 yılı seçimlerinden önce Family Circle’a Cowboy kurabiyesi tarifini yollamış. Tarif, Tipper Gore’un ginger snap kurabiyesine karşı yarışmış ve kazanmış, bunun sonucu olarak laura Bush first leydi olmuş )))

Resimdeki Cowboy kurabiyeler, benim Efi’min kurabiyeleri. “Efi’de kim?” diye merak edersiniz belki :)) Efi benim  kız kardeşim, “Prenses Kurabiye” Nefis kurabiyeleri, payları ve harika cheesecake’leriyle hayallerimizin gerçekleştiği yerde tanıyacaksınız onu. Armada Remzi Kitapevi’nin eskiden bir kafesi vardı, orada harika cheesecake’ler, havuçlu kekler, zeytinli poğaçalar satılırdı, daha önce oraya uğrayıp bu saydıklarımdan yemişliğiniz varsa zaten Elif’i tanıyorsunuz. Çok vanilyalı ve çok tatlıdır kendisi :))

Malzemeler:

1 kap tam buğday unu

1  1/4 kap beyaz un

1 tatlı kaşığı karbonat

1/4 tatlı kaşığı tuz

1/2 tatlı kaşığı kabartma tozu

220 gr tereyağı

1/2 kap toz şeker

3/4 kap toz şeker + 1/4 kap pekmez = 1 kap esmer şeker

2 büyük yumurta

1 tatlı kaşığı vanilya

1  1/2 kap yulaf ezmesi

1 kap damla çikolata

1/3 kap hindistan cevizi

3/4 kap ceviz

Yapılışı:

   Cevizler bıçak yardımıyla irice kıyılıyor ve ve tepsiye yayıp 5-10 dakika fırında kokusu çıkıp, rengi hafifçe kızarana kadar fırınlanıyor. Tereyağ ve şeker mikser yardımıyla rengi açılıp krema kıvamına gelene kadar çırpılıyor. Çırpma işlemi devam ederken yumurtalar ve vanilya ekleniyor.

   Bu arada, tamamını daha önceden elekten geçirdiğimiz kuru malzemeyi yavaş yavaş tereyağlı yumurtalı karışıma ilave ediyoruz. İyice karıştırdıktan sonra, fırınlayıp soğuttuğumuz cevizleri, damla çikolataları, yulaf ezmesi ve hindistan cevizini ekleyip homojen bir karışım elde edene kadar karıştırıyoruz.  Hamuru şekillendirmeden önce buz dolabında 1 saat bekletiyoruzHamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar kaparıp yuvarlıyoruz. Fırın tepsisine 5 cm’lik aralar bırakarak dizip önceden 180°C’ye ısıttığımız fırında 10-15 dakika, pembeleşene kadar  pişiriyoruz.

Ellerine sağlık Efi

 

Sitede yayınlanan fotoğraf, metin ve tariflerin tüm hakkı elvanbasustaoglu.com'a aittir. İzin almaksızın kopyalanamaz ve kullanılamaz.